Etiketler

, , , , , , ,

-Sahne I-

Haneul – “Ben bu mayoyu yakmıştım, sen onu nasıl ? Nasıllll,  Nasıl!!!!”

Andersen –Açıklayabilirim…gluk.. bavulumu boşaltıyordum…eee … Ahaha bir de baktım ki orda duruy…!!!

Haneul – Sus, (bunu derken bir parmağıyla Andersen’in ağzını kapamayı ihmal etmez). Kıre kıre, anladım ben seni ama şimdi sen de beni dinleyeceksin…

Haneul bunları söylerken Andersen’i kibarca odasına sürükleyip pencereden dışarı  bir şeyler göstererek tulum mayonun zararlarından, yerine göre nasıl giyinilmesi gerektiğinden bahsetmeye çalıştı, hop oturup hop kalkıyordu ama Andersen’i önünde sonunda topluma kazandıracağına dair umudu sapasağlamdı, Ceren onu bu halde görse “ahh canııım ne de sabırlı, ileride neka-da iyi bir baba olacak” derdi kesin 😀

Sahne II –

O sırada Alt Kat…

Ivy güzelce kanepeye yerleştirilmiş ayıltılmaya çalışılıyordu. Ceren bir yandan Ivy’i uyandırmaya çalışırken bir yandan da Demir’i sakinleştirmeye uğraşıyordu.

Demir – Ivyğğğ, yeşil eriğğim aç gözleriniğğ 😦

Ceren – Uyanmaya başladı, bir şeyler sayıklıyor bakın.

Ivy – … hıh? Hoo? .. Joe? Iıı ığ yo yo! Willi-amm? Jack? Cırt cırt  Averell?… hııı Averell Daltooon !!!

Bir dakika önce yerle yeksan yatan Ivy, bir hışımla yattığı yerden kalkıvermiş etrafına bakıyordu şaşkınca 😀

Ceren – Heh sonunda kendine geldi, son gördüğü şey’i de hatırladığına göre kötü bir şeyi yok 😀 Demir çekil aradan sen bakiiim, Ivyyy canım iyi misin? Yorgunluktan bayıldın galiba.

Ivy – Dalt(on)!!!… Ama bi saniye nasıl geldim buraya… aaa doğruya bizim eve gidemezcdim kimse yoktu… ben de direkt buraya geldim… Hava da sıcaktı bir de yolda pek bir şey yemedim ondan galiba… Hem bir an için şey… gördüm merdivenlerde şeyyy… neyse önemli değil, iyiyim ben 😀

Ivy’nin kafası karışmıştı ama iyi hissediyordu biraz daha, Ceren’in arkasında mahsun mahsun bakışlar atan Demir’i görünce gözleri ışıl ışıl parıldamaya başlamıştı bir anda 😀 Ceren’i kenara fırlatıp Demir’e sarılması bir oldu 😀

Ivy – Aşkitommm, çok özledimya seni ben 😀

Demir’de istemem yan cebime koy der gibi hem Ivy’yi kollarına almış hem de trip atıyordu hafiften.

– Ben sana küstüm çiğ tanem, neden haber vermiyorsun bana, ya sana bir şey olsaydı meleğim. Ne yapardım ben sonra hı?

Ivy – Sürpriz yapmak istedim amaağ… gerçi beceremedim, affet hı? 😀

Demir’in bakışından Ivy’e zumm yaptığımızda, Ivy’nin omzunun gerisinde tatlı tatlı açılıp kapanan kanatları rahatlıkla görebilirdiniz, Ivy o haliyle cidden bir meleğe benziyordur. Gerçekte ise düştüğü yerden Ceren ona bir başka bakıyordur ama neyse, hem hata Ceren’deydi. Kim dedi ki ona, yeni evli çiftin arasına gir diye 😀

Demir – Şaka yaptım bir tanem, hiç sana küser miyim? zakkum yaprağım benim 😀

Demir ile Ivy’nin cıvıldamaları sürerken Ceren’in asık suratının yerini de tatlı bir gülümseme aldı. Birbirine yakışan bu kadar güzel bir çift tanımıyordu. Demir’in ailesi kendini bildi bileli birbirine sıkı sıkıya bağlı insanlardı. Demir’in ailesinden gördüğü o mutlu ve güven dolu atmosferi kendi evliliğine yansıtacağı da çok belliydi.

Demir ile hiç tanışmasaydı Ceren belki de mutlu sonlara hiç inanmayacaktı, Egemen pisliği hayatına girip sonra da bir güzel çıkmasaydı mutlu sonlara olan inancı daha da pekişecekti aslında ama bunu düşünmenin sırası değildi şimdi.

Egemen’i bir anlığına bile olsa aklından geçirmişti oysa ki… İsmi lazım değil, daha doğrusu hayal meyal hatırladığı bir masal vardı… Denizden çıkan bir kız sevdiğinin peşinden gitmek için ailesini terk ediyordu ama sevgilisine kavuşamıyordu, evin yolunu da bulamıyordu… Anılarının derinliklerindeki o kaybolmuş kızcağız gibi hissediyordu kendisini, bu evden ayrıldığında annesi hala hayattaydı şimdi ise yapayalnızdı. Demir olmasaydı ne yapardı, zaten kardeş diye ilk onu tanımıştı şu hayatta. Sonradan aralarına katılan kuzenleriyle birlikte de tek kardeş sendromundan kurtulmuştu neyse ki ama elinden kayıp giden şeylerde oldu yıllar içinde, annesi de onlardan biriydi. Annesi de yolunu kaybetmişti bir zamanlar, sonra Ceren’de onunla aynı kaderi paylaşmaktan kurtulamamıştı, hayat hep böyle mi sürecekti onun için, hiç çıkış yok muydu yani?

Demir ile Ivy’e baktıkça gerçek mutluluğa dokunacak kadar yakın hissediyordu kendini, ama tek başınayken kaderine bu kadar da güvenmiyordu.

Ceren içine düştüğü koyu düşüncelerden sıyrılarak ayağa kalktı, madem bu tatlı çift sonunda yeniden bir araya geldi, hemen bir kutlama partisi hazırlamalıydı o da hemen.

Ceren- Ivy’cim sana leziz bir sofra kuralım önce sonra eve gidip dinlenmek istersin belki, ne dersin?

Demir – aaa olmaz ellerimle ben hazırlayacağım sofrayı…

Ceren – Sen Ivy ile ilgilenseneeğ, ben hazırlarım sofrayı !!!  Demir – İyi beeğğ 😀

Ceren heyecanla mutfak tarafına yönlenmişti bile…

-Sahne III-

Arka bahçe aylardır bu kadar hareketlilik yaşamamıştı, bahçeye bakan taş duvara sinmiş sarmaşıklar heyecanla titreşiyordu. Onlarda sevinmişti evdeki bu hareketliliğe, hele ki dipteki zakkumlar sevinçten çığlık çığlığaydılar 😀 Sarhoş edici kokuları her yana dağılmıştı o sevinçle …

Yine bereketli bir sofranın başına toplandı herkes, gerçi Haneul ve Andersen hala yukarıdaydılar. Ceren çaktırmadan sofradan kalkıp üst kata doğru seğirtmek üzereydi ki Haneul ve mahcup bir şekilde boynunu büken Andersen yanlarında dikilmişti. Andersen’in üzerinde bu defa bermuda şort ve hafif bol polo yaka bir tshirt vardı, çok canlı renklerdi ama yakışmıştı niyeyse  😀 Ceren Andersen’in o halini görünce gülmemek için zor tuttu kendini ama cidden Andersen’in o süt dökmüş kedi halleri çok sevimliydi. O yüzden hiç sesini çıkarmadan sofraya davet etti onları.

O sırada Demir ile Ivy fısır fısırlardı, Ivy boğazından azıcık lokma geçince çevresini algılayacak hale gelmişti bile. Ceren’i daha önce de görmüştü ama kısa zamanda bu kadar değişmesine çok şaşırmıştı, daha önce gördüğü kız çok içine kapanık ve suratsızdı. Düğün sonrası yemekte olanları düşününce bir an irkilmişti. Demir’in bahsettiği o neşeli çocukluk arkadaşının tuhaf biri çıkması onu çok şaşırtmıştı o zamanlar. Ama şimdi tamda o bahsettiği gibi birine benziyordu. Kapıdaki iki adamı çözememişti gerçi, polo yakalı bir yerden tanıdıktı ama çıkaramamıştı şimdi, diğeri ise gayet hoştu, Ceren’e karşı da pek boş görünmüyordu. İki dakikada Demir’in ağzından, bu iki herif kimdir necidir bütün bilgileri almıştı. İçindeki çöpçatan ruhu akın akın ortama dalmak istiyordu ama önce bol bol bilgi toplamalıydı 😀 😀

Ceren ısrarla sofraya davet ediyordu onları ama ikisi de yan gözle acaba Demir-Ivy çifti bizi yanlarına alır mı diye kuşku dolu bakıyordu 😀 Demir ve Ivy’nin hiçbir şey olmamış gibi onları masaya davet etmesiyle de yine uzun bir sohbete girişilmişti. Muhabbetin koyulaşması Ceren’in işine geliyordu çünkü çaktırmadan bütün Foça esnafına telefonlar yağdırıyordu, balıkçılardan tutunda pastacıya kadar her şeyi planlamıştı. Herkes sofradan kalktığında artık milleti postalayıp partinin tüm hazırlıkları tamamlamayı planlamıştı.

Tam da Ceren’in istediği gibi Haneul ve Andersen uygun nizam ( 😀 ) denize giderlerken, Ivy ve Demir’de evin yolunu tutmuşlardı.

Önce salona el attı, yukarı kattan gramofonu indirdi, plakların tozunu alıp piyanoya yakın bir yere yerleştirdi, gözü nota defterlerine kaydı, yıllardan sonra en sevdiği parçalara buruk bir mutlulukla baktı. Ama kendisini toparlayıp öncelikle pansiyona yakın yerlerden mutfak alışverişini yaptı, koşa koşa geldi pansiyona, salona tekrar çeki düzen verdi, Demir’in komik küçüklük fotoğraflarını buldu albümlerden, bir süre deli gibi güldü kendi kendine, sonra acelesi olduğunu hatırlayıp tekrar işe koyuldu 😀 😀 O sırada Haneul gelmişti, ona da açıklama yaptı. Haneul geldiğinden beri hiç müşteri gibi davranmıyordu, Ceren’de o samimiyetle partinin detaylarını onunla paylaşmıştı. Haneul’un gözleri parlamıştı yine, eğer yardım ederse sabah ki olayı unutturabileceğini söyleyip Ceren’in peşine takılmıştı. Sofra için hala eksikler vardı, o bahaneyle birlikte tanıdık esnafı ve balıkçıları dolaştılar. Ceren uzun zamandır mutfağa girmediği için biraz telaşlıydı ama içi içine sığmıyordu.

Haneul Ceren ile çıktığı kısa kasaba turunda bolca fotoğraf çekmeyi ihmal etmiyordu. Hiç ayrılası yoktu buradan, daha bu sabah buraya adım attıklarına inanamıyordu. Sanki aylardır buradalardı (3 bölümü 3 ayda yazınca oluyor öyle Haneul’um ,suç sende değil bende 😛 yaz bitti be makino 😀 neys ).

Ceren çok konuşkandı, kasabanın neresine giderse gitsin anlatacak birçok şey buluyordu. Yanlarından geçtikleri eski evlerin geçmişlerinden bahsettiği kadar insanların geçmişinden de bahsediyordu, özellikle de karşı kıyıdan gelen Türklerden çokça bahsetmişti, Haneul’un bildiği Türkler Asya’dan göç etmişti sırf ama Ceren’in sözünü ettiği kişiler genelde Balkanlardan ya da Yunan adalarındandı. İçlerinde bir tek Demir’in ailesi Kırım’dan gelmişti, hiç değilse onda Asya’nın izleri vardı diye düşündü 😀

En son uğradıkları yer pastaneydi, Ceren düğün pastası ısmarlatmıştı, neden  düğün pastası dediğinde uzun hikaye diyerek boynunu bükmüştü Ceren, o da sormaktan vazgeçmişti ama bazı noktalardan Ceren ve Hans arasında ortak noktalar olduğunu sezip gülümseyivermişti. Üç katlı pastanın bu kadar çabuk hazırlanması ayrı bir olaydı zaten ama bu kasabada her şey mümkünmüş gibi geliyordu Haneul’e 😀

Ceren- Bana yardım ettiğin için çok teşekkür ederim, müşterilere iş yaptırmak Türklerin adeti diye düşünmeye başladıysan hiç şaşırmam.

Haneul- Tam tersine siz Türkler çok sıcakkanlısınız bence, gerçi bunu zaten biliyordum ama artık emin oldum diyelim. Bu arada bahsettiğin balık menüsünü çok merak ettim, yoğurt ve balık çok enteresan geldi, bizde tatlı olarak geçer yoğurt yemeklerde kullanılmaz hiç.

Ceren- Yoğurt bizim en eski buluşlarımızdan, biz yoğurttan tuzlu içecek bile hazırlıyoruz. Hatta soda  ile karıştırıp bir gün beklettiğinde nefis bir içecek olur, çok da sağlıklıdır.

Haneul- Hımm çok merak ettim, yoğurdun Türklerin olduğunu duymuştum ama çeşitlerini bilmiyordum. Tek başına yaşadığım için yemek yapmaya çok üşeniyorum, iş güç derken çok iyi beslenemiyorum ama burada çatlayana kadar yemek yiyeceğim sanırım 😀

Ceren – tek başına mı yaşıyorsun? Peki ya  Bay Andersen?

Haneul – aa doğru ya Hans’da var, ama ben onu görmezden gelmeyi yeğliyorum 😀

Ceren – Neden öyle söylediniz ki dışarıdan bakıldığında cidden yakın arkadaş gibi duruyorsunuz. (donk!!! yine aynı mevzu, Haneul çaresizce kafasını karıştırmaya başlamıştı bile)… Yani yakın derken kardeş gibi … abi ve kardeş gibi 😀

Haneul – Öyle öyle kardeş gibiyizdir biz, nasıl oldu nerden girdi hayatıma bilmem ama kardeş gibiyizdir evet 😀

Ceren – Tabi ya ben de öyle dedim işte… Pansiyona da gelmişiz bile, hadi mutfağa o halde 😀

Baris Manco & Kaygisizlar – Trip (To A Fair)

Hızlandırılmış bir şekilde evin içinde olanlara tepeden baktığınızı hayal ediniz 😀 Haneul bir yandan mutfakta Ceren’e yardım ederken bir yandan da gramofonda gelişi güzel plakları takıp dinliyordu,  en çok da Barış Manço & Kaygısızlar’dan Trip’i dinlerken çok şaşırmıştı. Türk Klasik Müziği parçaları arasından böyle bir parça çıkmasına inanamıştı. Acıklı şeyler dinleyecek havada değildi çünkü. Yemek hazırlıkları tamamlanana kadar parçayı başa alıp durdu hiç üşenmeyip.

Yemeklerin yapılışı kolay gibi duruyordu ama çok uğraştırıyordu besbelli, sıcak sıcak servis edilmesi için balıklar tekrar soğutucuya konulduktan sonra, geriye yalnızca misafirlerin gelmesi kalmıştı.

Ceren- Ben bir yoklayayım onları bakalım ne yapıyorlar? … Ve telefonuna sarılmıştı

Haneul – Bu saatlerde geleceklerini söylememişler miydi? Aramasanız daha iyi olur sanki? (Haneul bunları söylerken kaşını gözünü oynatıp duruyordu ama Ceren hiçbir şey anlamamıştı o surattan 😀 )

Andersen – Kimi arıyorsunuz?

Haneul – hiihhğ kapçegi weeğ?  Ceren – ayyğğ ödüm koptuğğ

Andersen – Ah affedersiniz Ceren Hanım korkuttum mu? Bu sefer de fark etmediniz beni demek 😀

Ceren – Yok korkmadım aslında, sorun değil yani 😀 Şey size güzel bir haberim var, bu akşam güzel bir parti düzenliyoruz. Demir ve Ivy’ye kutlama partisi yapacağım. Hazırlıkları Bay Kim’in de yardımıyla bitirdik sayılır. Yemekler hep yöresel olacak umarım sizde beğenirsiniz. (Gerçi size her şey yöresel olur ne yapsam ama işte neyse 😀 )

-Sahne IV-

O sırada Demir ve Ivy evden çıkmak üzerelerdir. Daha doğrusu Demir Ivy’yi zorla çıkarmaya çalışıyordur çünkü Ivy eve bayılmıştır, odalarındaki asma balkondan aşağı baktığında kendini juliet gibi hissettiğini söyleyip durmuştu önce, sonra o güzel evin merdivenlerinden aşağı süzülüp durmuştu en ufak bahanelerle. Burada evler neden bu kadar güzeldi ki, taş evler soğuk gelirdi ona şu zamana kadar ama Foça’ya geldiğinden beri daha çok sevmeye başlamıştı böyle evleri.

Evde onu anlamış gibi, pencerelerinden içeri en parlak en sıcak güneş zerrelerini seçip alıyordu, açık pencere ve kapılardan süzülen rüzgarlar tüm yorgunluğunu almak istercesine masaj yapıyordu ona. Herşey ne kadar da huzur vericiydi. Demir de yanı başındaydı ya daha ne isterdi ki hayattan 😀 Hep burada bu mutlu anın içine hapsolmak istedi 😀 Ama o da ne! Demir tutturmuş pansiyona gidelim de gidelim. Halbuki ne güzel saatler geçirmişlerdi ( :D) İnsan hiç bu evi bırakıp gitmek ister miydi  cırt cırt?

Şimdi de Ivy’nin dış kapıya geçirdiği tırnaklarını kerpetenle sökercesine ayırmaya çalışıyordu Demir 😀

Ivy – Gitmiciiğm, yarın gitsek ya, biraz daha kalalım yaaağ 😦

Demir – Aşkım Ceren’i yalnız mı bırakacağız orda o adamlarla, hadi gidelim n’olursun, Aytekinler gelince bol bol tatil yaparık 😀 (Burada da Demir’in kaşı gözü oynuyordu :D)

Ivy pes etmişti, Demir haklıydı, ayaklarını süre süre kapıdan uzaklaştı önce, Demir’in kapıyı kitlediği sahneyi yüreği kaldırmadığı için başka yöne bakmaya çalıştı 😀 Ama Demir kolunu dolayınca boynuna bütün huysuzluğu gitti 😀 Sahilden insanlara ve manzaralara baka baka pansiyona döndüler.

Kapıdan içeri girdiklerinden konfetiler havada uçuştu, salona girdiklerinde her yer süslenmişti hatta salonun ortasında bir düğün pastası da vardı. Düğün pastasını gördüklerinde Demir ve Ivy’i bir kahkaha tutmuştu. En azından gönül almasını biliyor diye düşündü Ivy 😀

Zuhal Olcay – Pervane

Temsili bir şekilde pasta kesilirken Ceren piyanonun başına oturup Özdemir Erdoğan’ın Pervane adlı parçasını çalmıştı. Ceren’in bu özür dileme şekli Demir’i rahatlatmıştı. Ivy’nin anlayışlı biri olduğunu biliyordu ama ne kadar anlayışlı olursa olsun hiçbir kadın düğün yemeğinde damadın sarhoş bayan arkadaşına bu kadar tahammül etmezdi. Hele ki sarhoş olduktan sonra, King Kong gibi pastaya tırmanıp şekerden yapılmış damat ikonunun kafasını ağzıyla koparmasını kimse kaldıramazdı. Ceren’in her yerde Egemen’i gördüğünü sanıp saldırdığı öfkeli bir dönemdi. Ama Ivy’ciğimiz peygamber sabrıyla sesini hiç çıkarmamış, onun yerine Ceren’in çemçik ağzından enseye iki şaplakla tükürttürüp kurtardığı kafayı ve kalan parçalarını alıp güvenli bir yere tıkmıştı (Demirin ağzına 😀 ) Neyse ki arkadaşlar arasında bir yemekti, ailelerin bundan hiçbir zaman haberi olmadı. Şimdi bu olayın tatlıya bağlanması Demir’i çok mutlu etmişti. Pastayı yemekten sonra atıştırmak üzere ortadan dikkatle kaldırmıştı Ceren, gelin damat ikonlarını da unutmamış hediye paketi içinde ayrı bir yere koymuştu.

Bu güzel kutlama sonrası Haneul merakla Ceren’in peşinden mutfağa seğirtti, yoğurtlu balığı düşünmediği bir an bile yoktu, çabucak yapılsa da yeseydi zavallı 😀

Akşam karanlığı çökmeye başlamıştı iyicene, fenerlerle süslenen arka bahçe daha da güzel bir hal almıştı. İçeriden çıtır çıtır balık kokuları geliyordu en sonunda meşhur Yoğurtlu Gopez Balığı herkesin önüne servis edilmişti. Salata ve yeşilliğinde daha doğrusu Ege’ye özgü şifalı otlardan yapılma hafif mezelerde sofrayı doldurmuştu. Böyle güzel bir Ege akşamında insan huzur nedir mutluluk nedir çok net özümsüyordu. Şehir kargaşasından uzak bu kasaba bu gizli bahçe insanı mutluluklar diyarına götürüyordu.

Yoğurtlu Gopez Balığı 😀

O akşam neredeyse sabaha kadar oturdular, Ivy keyifle Haneul ve Ceren’i süzüyordu, Haneul’u lafa tutup hedefi daha iyi tanımaya çalışıyordu, sarhoş olmaya başladıkça Ceren’e kaş göz yapıp imalı imalı baktığı da görülmüştü ama Demir elini siper edip diğerlerinin görmesini engellemişti.

Gün geçte olsa bitmişti, Haneul ve Andersen odalarına dönüp uyduklarında Demir’de Ivy’i alıp eve götürmüştü.

– Sahne V –

O gece sadece kısa bir parça çalmasına rağmen Ceren rüyasında sürekli piyano çaldığını görmüştü. Devam eden günlerde de rüyasında piyano çalmaya devam etti. Sanki gündüz ayrı bir hayat yaşıyor gece ayrı bir hayat. Ama kendini çok iyi hissediyordu, hiç yorgunluk çekmiyordu. Her sabah Haneul’un Andersen’in daktilosundan gelen gürültüden şikayetlerini dinliyordu ama o bir kere bile duymamıştı. Gözünü kapattığı anda sabah oluyordu onun için, bir göz açıp kapamayla bile notaların içine düşüp çıkıyordu Ceren.

Neredeyse bir hafta geçmişti, Haneul her gün erken saatlerde yüzüp geliyordu. Bronzlaşmaya öyle meraklı değildi ama derinlerde yüzmeyi çok seviyordu. Dinlene dinlene 1saat denizde kulaç atıp pansiyona geri dönüyordu.  Ceren mutfakta kahvaltı hazırlarken Haneul bir köşede oturup müzik dinliyor, çektiği fotoğrafları LG tabletinde(seni sponsor seçtim LG) kontrol ediyordu. Andersen akşamları daktilo başında pineklediği için geç kalkıyordu. Sabahları herkesin planları farklı olsa da öğleden sonraları Ivy ve Demir geldikten sonra sürekli değişik şeyler yapmaya çalışmışlardı ilk günler. Bisiklet gezileri, yürüyüşler yada Foça’nın değişik plajlarına gidiyorlardı. Ceren, Haneul ve Andersen’ı tanıdık bir kaptanla tanıştırmıştı, son 2 gündür tekne turundalardı ikisi de, onlar olmayınca pansiyon çok boş geliyordu Ceren’e.

Ceren nasıl olurda sadece 2 müşterileri olduğuna çok şaşırıyordu aslında, bu işte bir gariplik vardı sanki ama çok da kurcalamadı bu durumu. Andersen zaten 3 katı ödeme yapıyordu, bunun nedeni de nedir bilmiyordu. Ama çoktan ikna olmuştu 😀

Ceren, Demir, Ivy sohbeti koyulaştırmışken tam da akşama doğru kapıdan içeri bir çift girdi. Uzun boylu güzel bir hatun ile ondan daha uzun gamzeli bir adam kapıdan içeri süzülmüştü. Bizim üçlü gözlerine inanamayıp gözlerini kırpıştırırken, onların bu bön bakışlarından ötürü hala sadece potansiyel müşteri olan çift de onlara bakakalmıştı. Haneul ve Andersen’e çoktan alışık olduklarından biraz tembelleşmişlerdi,  gazete ve ekleri salona dağılmış durumdaydı, elekronik eşyaların yığıldığı masalar da pek iç açıcı durmuyordu.

Ama Demir bir anda ayağa dikilmişti. İlk adım ondan gelecekti belli ki, ama avını korkutmamak istercesine yavaş yavaş ilerliyordu, sanki ani bir hareket yapsa kuş olup uçacaktı müşteriler 😀

Ivy’de turist gibi davranmak istercesine (maksat pansiyon boş gözükmesin) İngilizce mırıldanarak masada yığılmış 3 baş PC-gilleri toplamaya girişmişti.

Ceren heyecandan ölmüştü ama etrafı toparlamayı o da akıl edip el çabukluğuyla gazete ve dergileri ortadan kaldırmıştı.

Uzun boylu çiftimiz ise merakla içerdeki tipleri süzüyordu, onların umursadıkları dağınıklık çiftin umurunda bile değildi ama onlar garip davrandıkça dikkatlerini çekmişti bu durum 😀 Sanki narkotikten baskına gelmişler de kanıtları ortadan kaldırmaya çalışıyorlardı.

-Hojgeldiniz 😀

Çift arkasını dönüp baktığında kırık bir Türkçe ile konuşan adam görüp çok şaşırmışlardı, her halükarda pansiyon çok ilgilerini çekmişti, eğlenceli bir yere benziyordu çünkü 😀

Haneul, Demir’den önce davranıp misafirleri karşılamıştı çünkü müşterilerin fark ettiği garipliği o da içeri girer girmez algılamıştı. Gençliğinde bir çok işe girip çıkmıştı. Galerisini ilk kurduğu zamanlar yaşadığı heyecanı hala çok net hatırladığından şimdi onların duyduğu heyecanı anlayabiliyordu. Durumu erkenden fark edip yardım etmek istemişti o yüzden 😀

Demir- Ama ben söyleyecektim Hoşgeldin diye 😦

Bu sırada, üzülme der gibi Ivy Demir’in omzunu patpatlıyordu. Haneul’u gören Ceren’e ise bir rahatlık gelmişti, gelen çiftin karşına dikilip uzun ve güzel bir karşılama yapmaya cesaret edebilmişti böylelikle. İşte olmuştu ikinci müşterileri de gelmişti. Ama çift kişilik odalar tutulmuştu, geriye 3 tane tek kişilik oda kalmıştı.  Haneul gelen çifti görünce bir güzellik yapıp Andersen’ı karşı koridora yollamayı teklif ettiyse de kimse onu dikkate almadı. O da bu sefer kendi yerini değiştirmeyi teklif etti, arka bahçenin manzarasını sevdiğini de sözlerine ilave edince Ceren ikna olmuştu. Çiftimiz Andersen ile Ceren’in ortasında kalan odaya yerleştirilecekti. Üst kattaki hazırlıklar bitince çift odalarına yerleşebilmişti sonunda. İşte bu kısmı çifte çaktırmamayı başarabilmişlerdi. Andersen’de geldiğinde odasını Haneul’un yanındaki odaya almaya karar vermişti. Yazılarını daktiloda temize geçirirken Haneul duvarı tekmelemezse bir türlü yazamıyormuş. Bunu söylerken de gerçekten çok ciddiydi, kimse bu duruma bir şey diyememişti o yüzden 😀

Yine bir akşam yemeği saati gelmişti, Ceren artık işleri idare etmeye başlamıştı. Demir ve Ivy’i çok yormamaya çalışıyordu. Yeni gelen çiftle birlikte işlere daha bir asılmıştı üstelik. Yaptığı yemeklere öyle çok güvenmezken şimdi 40 yıllık aşçı gibi bir özgüven gelmişti.

Ivy ve Ceren akşam yemeğini titizlikle hazırlamıştı çünkü önlerine yeni bir oyuncak konulmuştu, eee kurcalamamak olmazdı. Yeni çift kimdir değildir öğrenmek istiyorlardı 😀 Gelsin mezeler gitsin tatlılar derken, yapbozun kayıp parçaları yerine oturuyordu onlar için.

Bayanın adı Aslı’ydı(Bkz AslınınGuncesi), O da Haneul gibi fotoğrafçıymış, eşi Kaan ise diş hekimiymiş(Bkz Gong Yoo). 3 yıldır evlilermiş. Bir sonraki günde evlilik yıldönümleriymiş. Haneul bunu duyduğunda aa benim de doğum günüm yarın deyivermişti. Ceren’in bütün ilgisi Haneul’a kaymıştı elbet, Ivy’nin de Ceren’e 😀 Ceren nasıl bir parti yapsam diye düşünürken Ivy’de işi nasıl tatlıya bağlarım şu ikisi için diye düşünüyordu. Andersen fenerlerden süzülen ışığa dalıp gitmişken, Demir hangi ara bunlar ajan kesildiler başıma diye düşünüyordu.

Aslı ve Kaan da rahat dururlar mı onlarda, drama muhabbetlerini hatırlatan “kim kiminle neden böyle” şemasını çözmeye çalışıyorlardı. Karşılarında duran bu insanlara bakıp hayali oklar çiziyorlardı. Aslı kadınlara özgü içgüdüsüyle Ceren’den Haneul’a doğru pembe bir ok çizmişti. Ivy ile Demir’in evli olduğunu bildiği için çift taraflı oku onlara ayırdı. Andersen’i ilişkiler şemasında yan kollarda tek takılanlar kısmına atamıştı. Ama garip bir şekilde herkes ile bir ilişkisi olduğu belliydi. Kilit adam olduğunu hissetmişti bir akrep burcu olarak, Aslı’dan fırlayan bu kocaman düşünce bulutunu gören Kaan eşiyle göz göze gelerek haklısının karıcım bakışı attı  😀

Bu durumdan habersiz olan Haneul muhabbete devam ediyordu.

Bir ara Kaan’a dönüp “Siz de mi Tatarsınız” dedi ve Kaan’ın gözlerini işaret etti, sonra kendi gözlerini iki yana çekiştirdi (sanki gerek varmış gibi 😀 )

Kaan – Aa ben mi ? Yok ben Tatar değilim, Kayseriliyim”  dedi.

Haneul, Kayseri neresi hiçbir fikri yoktu ama, öyle diyorsa öyledir dedi kendi kendine.

Tüm bu muhabbetler olurken içerden bir patırtı kopmuştu, herkes o heyecanla ayağı kalktı ama Ceren herkesi sakinleştirip yerlerine oturmalarını rica etti. Demir ve Haneul ellerine bir şey geçirip içeri girdiler. Biraz sonra içeriden Demir’in kahkahaları duyuldu.

-Sürprizzzzz.

Aytekin(Matt Dallas) ile Aydan(Berrak Tüzünataç) arka bahçeye açılan kapıda dikilmiş sırıtıyorlardı. Ceren onları görünce gözyaşlarına boğulmuştu bir anda 😀

-Kuzeeeennnn inanamıyorum sizeeee  😀

Ceren ikisininde boynuna atılmıştı. Zıp zıp zıplıyordu 😀

Demir- Eğğğ bana bu kadar sevinmemiştin bir de kardeşim dersin bana peh!!!

Aydan – Çalıştığımız kruvaziyerden rica minnet erken ayrılabildik, bir de gelip sürpriz yapalım istedik 😀

Ceren – Beğğ saknhkğ böhü.. Çoğk öğzlhsbc böhü 😦

Aytekin – Tamam tamam anladık, çok özledin bizi 😀 Biz de Demir’i çok özledik 😛 😀

Aydan- Yaaa öyle mi denir kıza, pis şey git hadi Demir’e 😀

Tüm bunlar olurken Aslı’nın okları biraz zigzag çizmişti,  kendisinden Kaan’a giden okların boynu pusula gibi Aytekin’e dönüp durmuştu ama sonra o düşüncelerini Kaan görmesin diye hiçbirşey düşünmemeye çalışarak yanıp duran fenerlere odaklamıştı, işe de yarıyor dedi kendi kendine. Bu defa da Onu gören Andersen  “haklısınız bayan”  bakışı attı Aslı’ya 😀

Gün geçmiyor ki gizli bahçede bir hareketlilik olmasın, sofralar da kurulup kurulup kaldırılmasın. Ortam iyicene güzelleşiyordu.

Saatler gece yarısına doğru gelirken Ceren yine ortadan kaybolmuştu sonra Ivy’de kayboldu ortalıktan. Ama tam saat 00:00’ı gösterirken Ceren elinde mumları ışıl ışıl yanan bir pasta ile bahçeye daldı.

Senghil Çuka Hamnidaaaa Senghil Çuka Hamnidaaaa.

İyiki doğdunnnn, iyiki doğdunnnn

İyiki Doğdun Oppaaaağ (Bunu ben söyledim 😀 )

생일 축하합니다 소지섭 – Doğum Günün Kutlu Olsun So Ji Sub 😀

Happy Birthday for Winter Child @youtube

Not: Eski Foça’ya ait evin fotosunu kendim çektim, umarım adı geçen mekanın  sahipleri bu durumdan rahatsız olmaz… 😀

Reklamlar